Ekonomi-PiyasalarSon Dakika Gelişmeleri

FON KRİZİ, PARALAR KİMDE?

Fon krizi ülke ekonomisini derinden sarsan gelişmelerle herkesin diline düşerken paranın asıl durduğu yer ve sorumluların kimliği büyük bir merak konusu haline geldi. Küçük tasarruf sahiplerinin geleceği büyük hamlelerle şekillenirken piyasaların istikrarı sorgulanıyor. Ortaya çıkan tablo yeni soruları beraberinde getiriyor.

Fon krizi son dönemde kamuoyunun en çok konuştuğu konuların başına yerleşti çünkü yüzlerce fonun tasfiye sürecine alınması milyarlarca liralık bir varlık kitlesini etkiledi. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yedi portföy yönetim şirketinin yönetimindeki 131 fonu işleme kapatırken toplam büyüklük 800 milyar liranın üzerine çıktı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 10 ay önceki manipülasyon uyarısına rağmen adım atılmaması sürecin nasıl bu noktaya geldiğini düşündürüyor. Organize biçimde şişirilen şirket hisseleri ve yurt dışına aktarılan tutarlar olayın boyutunu gözler önüne seriyor.

Küçük yatırımcının üzerindeki yük ile büyük kazançların kimlerde toplandığı sorusu gündemin merkezinde duruyor. Yazının devamında fon krizinin organize yapısı nasıl işlediği, piyasalarda oluşan kayıpların toplumsal faturası, bölgesel ittifakların ülkeye getirdiği riskler, yargı süreçlerindeki çarpıklıklar ve spor kamuoyundaki ayrımcı yaklaşımlar usta bir bakışla ele alınacak. Bu tabloyu daha yakından görmek için önce sürecin iç işleyişine bakmak gerekiyor.

Fon krizinin organize yapısı nasıl işledi?

Piyasayı yakından izleyenler sürecin bir anda patlamadığını uzun süredir birikerek geldiğini biliyor. Şirket hisselerinin yapay biçimde şişirilmesi, ardından bu hisselerin fon portföylerine yerleştirilmesi ve yüksek getiri vaatleriyle yeni para çekilmesi döngüsü kurulmuş. SPK kayıtları her işlemi saniyeler içinde gösterecek kadar ayrıntılı olmasına karşın müdahale gecikmiş. Eski bir mali suçları araştırma uzmanının uyarıları dikkate alınmamış hatta kendisi hakkında işlem başlatılmış. Bu durum denetim mekanizmasının nasıl çalıştığını sorgulatıyor.

Süreçte devreye giren borsa soygunu küçük yatırımcıyı cezbeden getirilerle büyümüş. 12 kişi etrafında dönen işlemler yüzde 1000’lere varan kârlar üretmiş. Fonların bir kısmında nakit ve tahvil yerine şişirilmiş hisseler konulmuş. Ağustos ayındaki düzenleme değişikliği büyük çıkışları tetiklemiş ve likidite sorunu görünür hale gelmiş. Yurt dışına 3 milyar dolar civarında transfer yapıldığı iddiaları paranın izini sürmeyi zorunlu kılıyor.

Uzmanlar bu tabloda fon krizi nin tekil şirket hatalarından öte sistemik bir göz yumma içerdiğini belirtiyor. 10 ay önce açılan soruşturmanın ilerlemesi için üst düzey bir irade gerektiği konuşuluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) çevrelerinin sorumluluğu SPK’ya yıkma eğilimi eleştiri konusu oluyor. Gerçek hesap sorulacaksa siyasi sorumluluk da masaya yatırılmalı. Aksi halde aynı döngünün tekrarlanması kaçınılmaz görünüyor.

Piyasalarda oluşan kayıpların toplumsal faturası

Borsa İstanbul’da son bir ayda oluşan kayıp 50 milyar doları bulurken yabancı yatırımcı çıkışı hızlandı. Tasfiye kapsamındaki fonlarda 900 bine yaklaşan yatırımcı sayısı var. Bu kitlenin önemli kısmı birikimini emeklilik veya ev alma hayaliyle koymuş kişilerden oluşuyor. Değer kaybı senaryoları yüzde 20 ile yüzde 50 arasında değişirken kamu kaynaklarının devreye girip girmeyeceği belirsiz.

Ortaya çıkan finansal vurgun un faturasının kimde kalacağı tartışmanın özünü oluşturuyor. Büyük oyuncuların erken çıkış yaptığı, kalan riskin küçük tasarruf sahiplerine yüklendiği iddiası güçlü. TMSF’nin yurt dışı varlıkları dondurma yetkisi bulunmasına rağmen uygulamada çekingen kalınacağı öngörülüyor. Sektörel etki olarak sermaye piyasalarına duyulan güvenin uzun süre toparlanamayacağı konuşuluyor. Yeni yatırımcı çekmek zorlaşacak ve şirketlerin halka arz iştahı azalacak.

Bu noktada fon krizi nin yalnızca finansal değil toplumsal bir yara açtığı görülüyor. Orta gelir grubunun birikimlerini kaybetmesi tüketim ve yatırım kararlarını olumsuz etkileyecek. Alınacak önlemler arasında şeffaf bir zarar tespit komisyonu kurulması ve sorumlu yöneticilerin malvarlıklarına rücu edilmesi öne çıkıyor. Aksi takdirde benzer olayların tekrarlanmaması için kurumsal reform şart. Denetim kurullarının siyasi etkiden uzak tutulması güvenin yeniden inşası için temel adım olacak.

Piyasa uzmanları gecikmiş müdahalenin maliyetini hesaplarken 20 milyar doları aşan riskten söz ediyor. Fonların içindeki hisse yoğunlaşması belirli şirketlerde toplanmış. Bu şirketlerin gerçek ekonomik değerleriyle borsa değerleri arasındaki uçurum çöküşün şiddetini artırmış. Tasfiye sürecinin bankalar eliyle yürütülecek olması ek bir yük getiriyor.

Bölgesel ittifakların ülkeye getirdiği riskler

Dış politikada imzalanan bir anlaşma Türkiye’yi yeni bir denklemin içine çekme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında yapılan düzenleme parlamento onayından henüz geçmedi. İçeriği kamuoyuna tam açıklanmadığı için yükümlülüklerin sınırı belirsiz kalıyor.

Anlaşmanın ardından sermaye kaçışı endişeleriyle birlikte güvenlik boyutu da tartışılıyor. Hüthi saldırılarının artması ittifakın pratikte ne anlama geldiğini gösteriyor. Daha önce farklı tutum sergilenmiş olması yeni duruşun tutarlılığını sorgulatıyor. İran ile ilişkilerin gerilmesi halinde enerji ve ticaret kanallarında sorun çıkabilir. Ülkenin savaşa sürüklenme ihtimali düşük görünse de dolaylı yükümlülükler risk yaratıyor.

Dışişleri kanadının sözünde durulacağı yönündeki açıklamaları ittifakın bağlayıcılığını artırıyor. Mezhepsel fay hatlarının harekete geçmesi bölgede yeni gerilim alanları açabilir. Bu durum ekonomik istikrarı da olumsuz etkiler çünkü yatırımcı güveni jeopolitik risklere karşı hassas. Diplomatik dengeyi korumak için şeffaf bir dış politika anlatısı şart.

Yargı süreçlerindeki çarpıklıklar ve toplumsal tepkiler

Bir belediye başkanının yıllar önceki makam aracı kullanımı davaya konu edildi. Kendi aracını resmi işlerde kullanıp yakıtını belediye bütçesinden karşılaması kamu zararı olarak nitelendirildi. Oysa benzer uygulamalar birçok yerde görülüyor. Davanın zamanlaması ve içeriği hukukun siyasallaştığı izlenimi veriyor.

Bu tür dosyalar manipülasyon düzeni nin yalnızca piyasalarla sınırlı olmadığını düşündürüyor. Yüzlerce dosya açılmış bir isim için yeni bir kalem eklenmesi abartılı bulunuyor. Yargının seçici çalışması kurumlara duyulan güveni zedeliyor. Banana cumhuriyeti benzetmeleri bu yüzden yapılıyor. Hukukun herkese eşit uygulanması talebi güçleniyor.

Toplumsal tepkilerde fon krizi nin yarattığı öfke başka alanlara da sıçrıyor. İnsanlar bir yandan birikimlerini kaybederken diğer yandan sembolik davalarla oyalanıldığını düşünüyor. Bu algı siyaset ile yargı arasındaki mesafenin kapandığını hissettiriyor. Uzun vadede hukuk devleti ilkesinin aşınması ekonomik maliyetten daha ağır sonuçlar doğurabilir.

fon krizi nin gölgesinde spor kamuoyunda da gerilim yaşandı. Bir maç sonrası yapılan paylaşım milliyetçi tepkilerle büyütüldü. Paylaşımın üslubu tartışılabilir olsa da tepkinin dozu topluluğun tamamını hedef aldı. 1 milyonluk bir kitlenin 10 bin kişilik sorunlu kesimi üzerinden genelleme yapmak ayrımcılığı körüklüyor.

Futbolun birleştirici yönü unutulmamalı. Farklı şehirlerin takımları birbirine rakip olsa da tribün kültürü düşmanlık üretmemeli. Hapisten çıkan bir ismin psikolojik durumu paylaşımın tonunu etkilemiş olabilir. Toplumun pozitif örnekleri öne çıkarması gerilimi düşürür.

Spor kamuoyundaki ayrımcı yaklaşımlar

Bir takımın başarısı başka bir camiada kıskançlık yerine takdirle karşılanmalı. Aksi halde sporun toplumsal barışa katkısı azalır. Markelenmiş bir kulübün her hareketi mercek altına alınıyor. Bu durum adalet duygusunu zedeliyor ve kutuplaşmayı besliyor.

Yaşanan yatırım hortumu nun yarattığı güvensizlik ortamı her alana sirayet ediyor. İnsanlar artık yalnızca paralarının değil adaletin de kaybolduğunu düşünmeye başladı. Sektör temsilcileri sermaye piyasalarının rehabilitasyonu için bağımsız bir denetim yapısı öneriyor. Küçük yatırımcıyı koruyacak sigorta benzeri bir mekanizma tartışılmalı.

Son olarak fon krizi gibi olayların tekrarını önlemek için siyasi iradenin şeffaflığı seçmesi gerekiyor. Kayıtlar mevcut, işlemler izlenebilir. Asıl eksik olan hesap verme iradesidir. Toplum bu iradeyi gördüğünde güven kısmen toparlanabilir. Aksi halde benzer vurgunlar farklı kılıflarla yeniden karşımıza çıkar.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın